Kum Zambağı Filmi Nerede Çekiliyor? Bir Akşamüstünün İçimde Bıraktığı O Sessizlik
Kayseri’de yaşamanın insana öğrettiği bazı şeyler var. Mesela rüzgârın sesini dinlemeyi öğreniyorsun. Kalabalığın ortasında bile yalnız hissetmenin nasıl bir şey olduğunu öğreniyorsun. Bir de bazı filmler oluyor… Daha fragmanını görmeden içine dokunuyor. “Kum Zambağı filmi nerede çekiliyor?” sorusunu ilk duyduğum gün de öyle olmuştu.
O gün hava garipti. Mart ayının sonuydu ama Kayseri hâlâ tam anlamıyla kışı bırakmamıştı. Cumhuriyet Meydanı’ndan eve yürüyordum. Ellerim mont cebimdeydi. Kafam doluydu. İnsan bazen hiçbir şey olmamış gibi görünür ama içinde bir şeyler sessizce yıkılır ya… İşte tam öyle bir dönemden geçiyordum.
Telefonumdan sosyal medyada gezinirken bir paylaşım gördüm. Kum Zambağı filmiyle ilgiliydi. Altında herkes aynı şeyi soruyordu:
“Kum Zambağı filmi nerede çekiliyor?”
İlginçtir, normalde böyle şeylere çok takılmam. Ama o gün durdum. Uzun uzun ekrana baktım. Çünkü fotoğraftaki sahil görüntüsü içimde tuhaf bir özlem uyandırmıştı. Sanki yıllardır gitmediğim bir yere aitmişim gibi hissettim.
Denizi Hiç Özlememiş Gibi Yapıyordum
Kayseri’de doğup büyüyünce deniz biraz masal gibi kalıyor. Çocukken televizyonlarda gördüğüm o kıyılar hep başka insanların hayatıymış gibi gelirdi. Yazlık evler, sahilde yürüyen insanlar, gün batımı… Benim hayatım daha çok otobüs kartı yetiştirmeye, işe geç kalmamaya ve sürekli bir şeyleri toparlamaya çalışmaya benziyordu.
Ama Kum Zambağı filmiyle ilgili görüntüler karşıma çıkınca içimde sakladığım o özlem aniden ortaya çıktı.
Araştırmaya başladım.
“Kum Zambağı filmi nerede çekiliyor?” diye saatlerce sayfalara baktım.
Filmin özellikle Ege kıyılarında çekildiğine dair yorumlar vardı. Bazıları Datça diyordu, bazıları Ayvalık. Birkaç kişi ise sahnelerin Akdeniz kıyılarında geçtiğini iddia ediyordu. Kesin bir açıklama bulamadım ama ilginç olan şu değildi zaten. Beni etkileyen şey, o görüntülerin içimde açtığı boşluktu.
Çünkü ben uzun zamandır hiçbir yere ait hissedemiyordum.
O Gece Günlüğüme Şunu Yazmışım
“İnsan bazen sadece başka bir şehirde uyanmak istiyor.”
Bu cümleyi görünce uzun süre sayfaya baktım. Tarihi görünce daha da kötü oldum çünkü tam ayrılığımın olduğu haftaya denk geliyordu.
Bir insanı kaybetmek bazen bağırarak olmuyor. Sessizce eksiliyorsun. Her gün biraz daha.
Onunla en son konuştuğumuz geceyi hâlâ unutamıyorum. Telefon ekranına dakikalarca bakmıştım. Yazdığı son mesaj hâlâ aklımda:
“Sen çok yorulmuşsun.”
Haklıydı.
Yorulmuştum.
Sürekli güçlü görünmeye çalışmaktan yorulmuştum. Her şeye yetişmeye çalışmaktan yorulmuştum. Birilerine yetememekten yorulmuştum.
Belki bu yüzden Kum Zambağı filmi bana bu kadar yakın geldi. Çünkü filmin adında bile kırılgan bir şey vardı. Kumun üstünde büyüyen bir çiçek gibi… Hassas ama direnmeye devam eden.
Kum Zambağı Filmi Nerede Çekiliyor Diye Araştırırken Kendimi Buldum
Bir filmin çekim yerini merak etmek normal bir şey gibi duruyor dışarıdan. Ama bazen insan aslında yeri değil, hissi arıyor.
Ben o sahillerde neyi bulmayı umuyordum bilmiyorum.
Belki huzuru.
Belki kaçışı.
Belki de yeniden başlayabilme ihtimalini.
Ertesi gün işe giderken kulaklığımı taktım. Hava yine kapalıydı. Tramvayın camından dışarı bakarken kendimi filmin içinde hayal ettim. Deniz kenarında yürüdüğümü düşündüm. Telefonumu kapatmışım. Kimseye yetişmeye çalışmıyorum. Sadece dalga sesi var.
İnsan neden kendi hayatında bu kadar yabancı hisseder ki bazen?
Bunu düşündüm.
Sonra aniden gözlerim doldu.
Toplu taşımada ağlamamayı yıllardır öğrenemedim ben. Hemen kafamı çevirdim. Camdan dışarı baktım. Kimse fark etmesin istedim. Ama içimde bir şey düğümlendi yine.
Babamla Yaptığım O Kısa Konuşma
Akşam eve geldiğimde babam televizyon izliyordu. Yanına oturdum. Çok konuşan insanlar değilizdir biz. Sessizlik bizde normaldir.
Bir süre sonra bana dönüp:
“Canın sıkkın galiba,” dedi.
“Yok ya,” dedim refleksle.
Sonra sustum.
İnsan bazen en çok “iyiyim” derken kötü oluyor.
Televizyonda sahil görüntülü bir reklam çıktı. Babam bir anda:
“Deniz kenarında yaşamak güzel olurdu,” dedi.
Şaşırdım.
Çünkü babam hayatta kolay kolay böyle cümleler kurmaz.
Ben de ona Kum Zambağı filminden bahsettim. “Kum Zambağı filmi nerede çekiliyor acaba?” dedim.
“Ege’dedir büyük ihtimal,” dedi.
Sonra ekledi:
“Bazı yerler insanın içini sakinleştiriyor.”
İşte o cümle bütün gece aklımdan çıkmadı.
Bazı Filmler Sadece Film Değildir
Kum Zambağı hakkında okudukça şunu fark ettim; insanlar sadece hikâyeyi değil, atmosferi de sevmişti. Çünkü bazı yapımlar sana olay anlatmaz sadece. Sana hissetmeyi hatırlatır.
Ben bunu uzun zamandır unutmuştum galiba.
Sabah kalk.
İşe git.
Mesajlara cevap ver.
Yorul.
Uyu.
Tekrar et.
Hayat bazen üst üste gelen gri günler gibi oluyor. Ama sonra küçücük bir detay seni kendine getiriyor. Bir film sahnesi. Bir müzik. Bir sokak kokusu.
Benim için o detay Kum Zambağı oldu.
Gece Yürüyüşleri ve Kafamın İçindeki Gürültü
Son zamanlarda geceleri yürümeye başladım. Özellikle Hunat civarında dolaşıyorum bazen. Şehir sakinleşince kendimi daha az kaybolmuş hissediyorum.
Bir gece telefonumdan tekrar Kum Zambağı filmiyle ilgili görüntülere baktım.
Ay ışığının vurduğu sahil sahnesi vardı.
Dakikalarca ekrana baktım.
Sonra kendime şunu sordum:
“Ben en son ne zaman gerçekten mutlu oldum?”
Cevap veremedim.
Bu biraz canımı acıttı açıkçası.
Çünkü insan mutlu olduğu anları hemen sayabilmeli gibi geliyor bana. Ama ben sadece yorulduğum zamanları hatırlıyordum.
Bir Bilet Alıp Gitme Hayali
Bazen ciddi ciddi düşünüyorum.
Bir gece otobüs bileti alıp gitmeyi.
Telefonu kapatmayı.
Kimseye haber vermeden birkaç günlüğüne kaybolmayı.
Belki Kum Zambağı filminin çekildiği kıyılara gitmeyi.
Sabah deniz kokusuyla uyanmayı.
Bilmiyorum.
Belki hiçbir şey değişmezdi.
Ama insan yine de umut ediyor.
Çünkü umut etmezsek tamamen tükeniriz gibi geliyor bana.
Annemin Sessiz Şefkati
Geçen hafta annem odama çay bıraktı. Masamda açık duran defteri gördü galiba.
“Yine mi yazıyorsun?” dedi gülümseyerek.
Ben de:
“Kafam dolu biraz,” dedim.
Omzuma dokundu sadece.
Bazı insanlar seni konuşmadan da anlıyor.
Çayın buharı yükselirken bilgisayardan yine Kum Zambağı filmiyle ilgili görüntülere baktım. O sahil görüntülerinin neden beni bu kadar etkilediğini sonunda anladım sanırım.
Ben huzuru özlemişim.
Gerçekten huzurlu hissetmeyi.
Kimseye bir şey kanıtlamadan yaşamayı.
İçimde sürekli çalışan o düşüncelerin biraz olsun susmasını.
Kum Zambağı Filmi Nerede Çekiliyor Sorusu Neden Bu Kadar İçimde Büyüdü?
Çünkü mesele sadece bir filmin çekildiği yer değildi.
Ben başka bir hayat ihtimalini düşünüyordum.
Deniz kenarında küçük bir ev.
Sabah kahvesi.
Sessiz bir hayat.
Az insan.
Az karmaşa.
Daha çok nefes.
Belki de insan en çok sahip olamadığı şeylerin hayalini kuruyor.
Ben de sakinliği hayal ediyorum uzun zamandır.
İçimde Hâlâ Küçük Bir Umut Var
Bazen her şey düzelmeyecekmiş gibi geliyor. Bunu dürüstçe söylemek lazım. Özellikle geceleri. İnsan en çok gece yoruluyor çünkü.
Ama sonra sabah oluyor.
Güneş bir şekilde yeniden doğuyor.
Çay demleniyor.
Hayat devam ediyor.
Ve insanın içinde küçücük de olsa bir umut kalıyor.
Belki bir gün gerçekten giderim o kıyılara.
Belki Kum Zambağı filmi nerede çekiliyor sorusunun cevabını yerinde öğrenirim.
Belki sahilde yürürken içimdeki o karmaşa biraz diner.
Bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum:
İnsan bazen iyileşmeye, sadece hayal kurarak başlıyor.
Ben hâlâ hayal kuruyorum.